GÜVERCİN AŞKI
GÜVERCİN AŞKI
Sultanahmet Camii’nin yakınındaki banklardan birine oturmuş, güvercinleri seyrediyorum. İçlerinden ikisi dikkatimi çekiyor. Bunlardan erkek olanı, belli ki diğerine kur yapıyor. Minicik başını yukarı kaldırmış, rengârenk göğsünü ileri uzatmış, gururla yürüyor arkadaşının ardından. Diğeri dersen, erkeği peşinden koşturmanın hazzını yaşıyor gibi. Çeşmenin etrafında bilmem kaçıncı turdan sonra birbirlerine paralel bir şekilde havalanıp ağaçların arkasında kayboluyorlar.
Güvercin cümbüşü, beynimde ve kalbimde yeni ufuklar açıyor. Ne çocukların bu harika kuşların peşinden koşuşturmalarını ne de güvercinlerin çocuklara olan benzerliğini görebiliyorum. Gördüklerimin hangisi güvercin, hangisi çocuk, fark edemiyorum bile. Aklım da gönlüm de biraz önce âdeta benden utanırcasına ağaçların ardına gizlenen güvercinlerde kalıyor. Aklım diyor ki, bunlar nihayet kuş, aşklarını yaşamak için neden gizleniyorlar ki? Gönlümse, aferin bu kuşlara, günümüzde çoğu insanların bile unuttuğu bir duyguyu yaşıyorlar: Utanma duygusu!
Utanma duygusu, Hazreti Âdem’le Hazreti Havva’dan beri insanoğlunu, diğer canlılardan ayıran en önemli duygu. Edebin, hayânın, kısacası insanlığın önemli bir değeri. Aklıma bu değerin farkında olmayan insanlar, özellikle gençler geliyor. Büyük bir ihtimalle evli olmayan bu gençlerin parklarda, bahçelerde, metro istasyonlarında insanlardan ve kuşlardan utanmadan sergiledikleri manzaraları düşünüyorum. İşte, tam karşımda iki genç, birbirlerine kene gibi yapışmışlar. Bunlar, hangi milletten olursa olsun, belli ki Allah’tan korkmuyorlar.
Çocukluğumda “Bir Allah’tan bir de Allah’tan korkmayandan korkacaksın!” derlerdi. Biz böyle yetiştik. Ya bu gençler nasıl yetişiyor?
Hazreti Ali’nin bir sözünü hatırlıyorum. Diyor ki büyük halife: “Çocuklarınızı, içinde bulunduğunuz zamana göre değil, gelecek zamanlara göre yetiştirin.” Buradan, nesiller arasında çatışmanın bir sebebine ulaşabiliriz belki. Ama, bu gelecek zamanlar, böylesine edepsiz hareketlerin mazur görüldüğü zamanlar mı olmalı? Her şeyi sineye çekip, kimseye bir şey söylemeyecek miyiz?
Gerçekten bu konuda ne yapabiliriz? Gençleri, herkesin içinde dövelim mi? Hem, nasıl döveceksin; adı üstünde o, genç! Elbette ona gücün yetmez! Azarlayalım mı bunları? “Sana ne oluyor moruk!” cevabını almayacağımız ne malum! Ne yapalım öyleyse, ne yapalım? İçimizden buğzetmekle bu işi çözebilecek miyiz? Yoksa siz de bu konuda tirenin çoktan kaçtığını mı düşünüyorsunuz? Necip Fazıl üstadımızın dediği gibi “Güneşe göç var da kalan biz miyiz?”
Bu gençler arasında bizim de çocuklarımız var mı? Olmaması biraz da bize bağlı. Ağacı yaşken eğebilmişsek inşallah olmaz. Ya bir de Osman Çeviksoy’un Boş Hamal hikâyesinde anlattığı gibi bizim kızımız da sevgilisinin yanında fiyakası bozuldu diye başımıza bir çanta indiriverirse? Allah’ın izniyle bu çantalar, çocuklarını Allah korkusuyla yetiştiren babaların başına inmez. Biz böyle inanıyoruz.
Böyle bir ortamda aşkı nereye koyacağız. Aşk diye bir şey yok mu?
Olmaz olur mu; aşk, hem var hem de başımızın üstünde taşınmaya layık.
Zira aşk;
Hazreti Âdemle Havva’dan beri insanoğlunun tattığı en güzel duygu…
Gönlümüze kâinatı sığdıran kelime…
Dilimize düşen cemre…
Yüreğimizde yeşeren sevda çiçeği…
Leyla’nın hiç de güzel olmadığını söyleyenlere: “Onu bir de benim gözümle görün!” diyen Mecnunca söyleyiş…
“Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa.” diyebilen Veyselce hazine…
Fuzuli diliyle:
“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip
Kılma derman kim helâkim zehr-i dermanındadır.” mısralarıyla sevda çilesini âşığa derman diye sunan iksir…
Yunus Emre’nin:
“Aşkın aldı benden beni,
Bana Seni gerek Seni.” mısralarındaki hedef…
Mevlana Hazretlerinin:
“Sevgiden bir deniz olsa da yüzsek; insan ancak o zaman insanlaşır.” sözündeki bilgelik…
Ve nihayet Hazreti Muhammed (sav)’in:
“Aşkını gizleyip iffetini muhafaza ederek sabredeni Allahü Teâlâ affedip cennetine koyar.”(İbni Asakir) hadislerindeki hikmet…
Evet… Aşk olmalı.
Ama nasıl?
Bu sorunun cevabı ayrı bir yazı konusu olmakla beraber şimdilik bir şiirle verelim cevabımızı:
AŞK DENİLEN KOR ATEŞ
Âşığım diyenlerin,
Akmalı kanlı yaşı.
Sevdayı duyanların
Aşk olmalı yoldaşı.
.
Âşığın bağrı yanık,
Başı duman olmalı.
Uyurken de uyanık,
Hâli yaman olmalı.
.
Âşığın sinesinde,
Çifte vurmalı yürek.
Sevgi dolu sesinde,
Açmalı türlü çiçek.
.
Âşığa şan olmalı,
Her cefaya katlanmak.
Canıyla can olmalı,
Aşkıyla kanatlanmak.
.
Aşk denilen kor ateş,
Değdiğini yakmalı.
Âşığın gözü yalnız,
Helâline bakmalı.
.
Yaksa da dağı taşı,
Aşk âleme yetmeli,
Aşkın muhabbet kuşu,
Ebediyen ötmeli.
.