Arşiv

Archive for the ‘Muhtelif Şiirler’ Category

MAHZUN ÇEŞMELER

23/02/2010 1 yorum

.

MAHZUN ÇEŞMELER

.

Sular çiçek açtı gönül bağında,

Her adım başına kondu çeşmeler.

Şırıl şırıl akıp yaz sıcağında,

Susayana bir can sundu çeşmeler.

.

Güvercinler muhabbete alıştı,

Su başında yavuklular buluştu,

Bir tas suyu iki âşık bölüştü,

Bu devran sürecek sandı çeşmeler.

.

Billur gözelerdi kaynağı suyun,

Şavkını taşırdı güneşin, ayın;

Yolunu gözledi bir kuru çayın,

Derin bir hüzünle dondu çeşmeler.

.

Yüzüne yansımış taşın çilesi,

Duaya durmuştur kırık lülesi,

Bu sessiz çığlığı kimler bilesi?

Âh ile tutuştu, yandı çeşmeler.

Boynu bükük kitabesi bir yanda,

Mahzun tuğrasının acısı canda…

Perişan hâlini gördüğüm anda,

Gözlerimde yaşa döndü çeşmeler.

.

Yusuf DURSUN

ÇÖZEMEDİM İNSANI

.

ÇÖZEMEDİM İNSANI

.

Altımıza döşek gibi serilen

Arzı gezdim, gezemedim insanı.

Üstümüze yorgan gibi gerilen

Göğü çözdüm, çözemedim insanı.

.

Ağaçta, yaprakta; dalda, çiçekte,

Çayırda, çimende; börtü böcekte,

Üç günlük ömrüyle bir kelebekte,

Sırrı sezdim, sezemedim insanı.

.

Bir kuş kanadıyla denizler aştım,

Yıldızdan yıldıza dörtnala koştum.

Kafdağı’nın doruğuna ulaştım,

Masal yazdım, yazamadım insanı.

.

Toprağın özünde cevheri duydum,

Altın’ı gizleyen kabuğu soydum,

Taşını, kumunu bir yana koydum,

Suyu süzdüm, süzemedim insanı.

.

Dağlardan ses aldım sevda çağrıma,

Bir gül derman oldu gönül ağrıma.

Bir yudum su diye kendi bağrıma,

Kuyu kazdım, kazamadım insanı.

.

Başı yerde gerek göğermiş ekin,

Bize göre değil düşmanlık ve kin.

Hoş gördüm âlemi, Yaratan için,

Nefsi ezdim, ezemedim insanı.

.

Yusuf DURSUN

GİTTİ GELMEZ ÇOCUKLUK

.

GİTTİ GELMEZ ÇOCUKLUK

.

Okşadı ruhumuzu Büyük Cami’de,

Yorgun akışlı şadırvan.

Terleyen mermer üstünde mest olduk,

Hafızların sesine.

Sülün minareydi göğümüze uzanan

Uçurtma ipinde

Mutluluk…

.

Çok oynadık küllüğünde

Şekerpınar’ın.

Çiğdem pilavına hasret çekerek,

Çok eğleştik yollarında

Nazlı baharın.

Türkülere su taşıdık Çamlık’tan

Oluk oluk…

.

Büyüdü kamburu Çapanoğlu’nun,

Binalar yükseldi üstüne kat kat,

Morardı elleri simitçilerin.

Soğuk aynı soğuk,

Yozgat aynı Yozgat,

Cilâlı devrimizdi kaybolan,

Gitti gelmez çocukluk!

.

Yusuf DURSUN

HER MEVSİM GÜLMÜŞÜM BEN

.

HER MEVSİM GÜLMÜŞÜM BEN

.

Duyduğum ilk ezanla,

Babam koymuş adımı.

Sütüyle vermiş annem,

Bal tatlısı tadımı.

Gururla saymış babam,

Attığım her adımı.

Bakışlarımdan annem,

Anlamış muradımı.

.

İyi güzel ne varsa,

Onlardan almışım ben.

Gönül bahçelerinde

Her mevsim gülmüşüm ben.

.

Babamın omuzundan,

İnmediğim çok olmuş.

Ben uçtukça kuş gibi,

Annemin yüzü gülmüş.

Sevincinden babamın,

İçine huzur dolmuş.

Dünyada mutluluğu,

Annem benimle bulmuş.

.

Oyun oynaş çağında,

Bir sevgi ocağında,

Mutluluk kucağında,

Her mevsim gülmüşüm ben.

.

Hayat yolunda babam,

Elimden tutan oldu.

Sabırla annem beni,

Bana tanıtan oldu.

Babam bir aslan gibi,

Gönlümde yatan oldu.

Cennet gülünü annem,

Bana koklatan oldu.

.

Annem babam yanımda,

Çiçek açtı canımda.

En mutlu zamanımda,

Her mevsim gülmüşüm ben.

.

Şimdi annemle babam,

Nerdeler ah nerdeler?

Bir ses diyor ki bana,

“Kapandı tül perdeler,

Sevgili annen baban,

Bir dönülmez yerdeler.”

Bilirim öyledir de,

Acıları can deler!

.

Meğerki bu dünyada,

Ömrüm geçmiş hülyada,

Upuzun bir rüyada,

Her mevsim gülmüşüm ben.

.

Onlardı yetiştiren,

Beni bir çiçek gibi.

Üstüme titrediler,

Nazlı kelebek gibi.

Özlüyorum onları,

Hâlâ bir bebek gibi,

Merhamet eyle Rabb’im,

Olsunlar melek gibi.

.

Babaya doğru göçen,

Anneye doğru uçan,

Cennet bağında açan

Her mevsim gülmüşüm ben.

.

Yusuf DURSUN